Osteoporoz

osteoporoz

Halk arasında kemik erimesi adıyla bilinen osteoporoz dediğimiz hastalık, çoğunlukla ileri yaşlarda görülen bir hastalıktır. Hem erkekler hem kadınlarda görülebilmesine rağmen özellikle kadınlarda ve de özellikle menopoz sonrasında görülmektedir. Düşük kemik yoğunluğuna bağlı olarak kemiklerin kolayca kırılmasına ve geç iyileşmesine neden olmaktadır.

Kemik erimesinin sadece ileri yaşlarda başladığı düşünülse de aslında temelleri 30-35 yaş sonrasında atılmaktadır. Vücut 30-35 yaşa kadar daha çok kemik yapımı sağlamakta ve kemik dokusunun yoğunluğunu artırmaktadır. 30-35 yaş sonrası ise kemik de yapım yıkım dengesi daha çok yıkım lehine değişmektedir. İleri yaşlarda ise yıkımı kolaylaştıran sebepler çoğaldığından sanki sadece yaşlılarda görülüyormuş gibi bir algı oluşmaktadır. Bu sebeplerle 30-35 yaş civarına kadar kemik dokusunun sağlıklı gelişmesini sağlayan bireyler, yaşlılıklarında daha az kemik erimesi sorunu ile karşılaşmaktadırlar.

Okumaya devam…

Hepatit Nedir?

hepatit

Hepatit hastalığı, her geçen yıl  görülme sıklığı giderek azalsa da, yine de dünyada önemini koruyan ciddi bir sağlık problemidir.

Hepatit hastalığı, karaciğerin iltihabıdır. Ve çoğunlukla virüslerle oluşur. A,B,C,D ve E şeklinde harflerle ifade edilen bu virüsler sadece bunlardan ibaret değildir. Ancak en çok bilinen ve hastalığa neden olanları bunlardır. Hepatit virüslerinin çeşitlerine göre hastalık yapma şiddetleri değişse de, karaciğerde başlıca karaciğer yetmezliği, siroz gibi hastalıklara neden olmakta, karaciğerin işlevlerini bozmakta, son radde de ise karaciğer kanserine de neden olabilmektedirler.

Okumaya devam…

İyi ki darbe olmuş.

erzurum_3358

Başlığa bakıp hemen yuhalamaya başlamayın efenim. Yazıyı okuyun hele. 😀

2 gündür televizyonları ve haber sitelerini takip ediyorum. Gerçek haberlerin yanında, havada uçuşan dünya kadar da yalan haber var. Bunların içinde tam olarak ne olduğunu anlamaya çalışıyorum. Tiyatro diyenler, gerçek diyenler, dış güçlere bağlayanlar vs vs.

Tüm izlediklerim ve okuduklarımdan anladığım ve çıkardığım kadarıyla; ülke çok büyük bir uçurumun kenarından dönmüş. Yalnız ülkeyi uçurumdan aşağı itecek olan olay, 15 Temmuzda yapılmaya çalışılan beceriksizce darbe girişimi değil. Hatta diyorum ki, iyi ki olmuş bu darbe girişimi. İyi ki beceriksizce bir darbe girişiminde bulunmuşlar.

Çünkü görülen kadarıyla aslında çok daha büyük ve gerçek bir darbe planlanıyormuş. Çok daha fazla kan, çok daha fazla gözyaşı, çok daha fazla hapisler, tutuklamalar, infazlar, işkenceler gelecekmiş meğerse. Tutuklanacaklarını anladıklarında işi tam organize edemeden apar topar harekete geçmişler. Normal(!) bir darbe de, önce ülkenin yöneticileri tutuklanması gerekirken, neden bunu yapamadıkları da ortaya çıkmış oluyor böylece.

Çünkü önce orduyu ele geçirmeleri gerekiyordu. Ordunun arkalarında olmayacağını ve karşılarına engel olarak çıkacağını bildikleri için önce genelkurmay ve diğer kuvvet komutanlarını tutuklamaya çalıştılar.

Başta da dediğim gibi, kötü sonuçlar doğurmuş, birçok insan boş yere şehit olmuş olsa bile, bu olayın hayırlı neticeleri oldu. Ordu içinde ki hainler tespit edilmiş oldu. Halkın darbeye tepkisi belli oldu.

Yani tıbbi tabirle, yüksek tansiyondan dolayı beyin kanaması geçirmeden önce, burun kanaması ile olay atlatılmış oldu. Tüm ülkeye geçmiş olsun.

Şu an halkın meydanlarda darbeyi ve darbecileri protesto etmesi çok güzel bir olay. Ama ilk akşam, daha olayın ne olduğu anlaşılmadan halkın sokaklara çağrılması çok riskliydi. Ya sokaklarda tanklarla gezenler, köprü kapatanlar, ne olduğunu konusunda hiçbir fikirleri olmayan er ve erbaşlar değil de, darbeyi kafasına koymuş darbeciler olsaydı. O zaman vatandaşa ateş etmeyi kafasından geçirmeyen gariban asker yerine halka tank ile ateş eden darbeciler olsaydı. O zaman o tankların üzerine çıkılabilir miydi. Can kayıpları daha kaçlara ulaşırdı. İnsan düşünmek bile istemiyor.

Velhasıl; şehitlerimizin mekanları cennet olsun. Darbecilerde inşallah, ömür boyu hapislerde çürüsün.

İki Yıl Okul Tatili

iki-yil-okul-tatilii

Eskiden insanların vakitleri daha boldu.  O zamanlar televizyon denen illet bu kadar hayatın içine işleyip zaman hırsızı haline gelmemişti. Her akşam ayrı dizi, ayrı bir yarışma yoktu. İzleyecek yüzlerce kanalımız, çeşit çeşit çizgi film kanallarımız yoktu. Sadece TRT vardı. İzlemek için de en fazla Bir Başka Gecemiz vardı. Herkes kendine hitap eden programı izledikten sonra televizyonla işi biterdi. Hele çocuklar için televizyon olmasa da olurdu. Hafta içi çocuklara yönelik bir şey olmazdı. Çizgi film desen Cumartesi sabahları izlenen bir şeydi. Pazar konseri denen saçmalık da pazar gününün ortasına saplanır, saatlerce bitmezdi. Televizyonda izlenecek bir şey olmayınca bizde soluğu ya sokakta alırdık veya başka şeylerle uğraşırdık. Mesela kitap okumak gibi.

Okumaya devam…

Acil Kız Aranıyor

acil

Yazının başlığı ilgi çekmek için değişik başlıklar atan gazete manşetleri gibi oldu, farkındayım. Ama tam da başbakanımızın ifadeleriyle gündeme gelen bir sağlık çıkmazını ifade için, yerinde bir başlık oldu.

Konumuz acilde nasıl kız bakılır, hangi hemşire veya sağlık personelinden ideal gelin olur değil elbette. Konumuz Türkiye’de ki, acil sağlık hizmetlerinin durumu. Gerçi bir hastane ortamı ile alakası olmayan, aşk meşk meselelerinden hangi ara hastalarla ilgilendikleri dahi belli olmayan televizyon dizileri de, halkımızın kafasında değişik algılar yaratmış olabilir.

Okumaya devam…

Ferrarisini Satan Bilge

fsb

İsmiyle insanların ilgisini çekmiş, içeriğiyle tüm kişisel gelişim dogmalarını bir araya toplamış bir kitaptır kendisi.

Ankara’da geçen üç gün içinde Kindle ile, çoğunluğu araba içinde olmak üzere okudum kitabı. Ve gerçekten beğendim. Elbette eleştireceğim kısımlarda var ama onlar en sonda.

Çok fazla kişisel gelişim kitabı okumuş birisi değilim. Hatta okumak için elime alıp bıraktıklarım da çok oldu. Ama bu kitap hikayesi ile çok sürükleyiciydi. Okuyucuyu sıkmadan kişisel gelişim metotlarını vermiş kişiye.

Okumaya devam…

Kindle 4’e Duokan 2014 kurmak

duokan

Kindle’da başta epub ve diğer desteklenmeyen formatları okumanın yolu bilindiği üzere Duokan isimli sistemi kurmaktan geçiyor. Bu sayfayı okuyorsanız zaten Duokanın ne olduğunu biliyorsunuzdur. Ama yine de kısaca söylemek gerekirse Duokan, Kindle’ın orjinal işletim sistemi yerine kurulan bir sistemdir. Kindle’ın mevcut sistemini silmez. Sadece başlangıçta iki sistemden birini seçmenizi sağlar. İster mevcut Kindle sistemi, ister Duokan ile sistemi açabilirsiniz.

Benim elimde Kindle 4 mevcut olduğu için kurulumu bu cihaz için anlatacağım. Aynı yöntem Kindle Touch için de geçerliymiş. Kurulum sayfasında öyle söylüyor. Ama ben denemedim. Deneyen olur da haber verirse sevinirim. İnternette aslında bir sürü kaynak var. Oralardan da bu işlemi nasıl yapacağınızı öğrenebilirsiniz. Ama güncel sayfaların çoğu Çince. İngilizce sayfalarda ki bilgilerin de çoğu eskimiş ve indirme için verdikleri linklerin çoğu ölmüş. Bu yüzden daha sonrada kendime lazım olur diye böyle bir kurulum dosyası hazırlamak istedim. Umarım sizlerin de işine yarar.

Okumaya devam…

Bizim Firavun

bizim firavun

Reşit Haylamaz’ın kaleme aldığı eserde Efendimiz döneminin firavunu, Ebu Cehilin hayatı ve ömrü boyunca Efendimize yaptığı eziyetler ve çektirdikleri anlatılıyor. Eğer Efendimizin hayatını okumuşsanız zaten Ebu Cehili çok iyi biliyorsunuzdur. Ancak Siyer-i Nebevide parça parça verilmiş olan tüm bu olaylar haricinde bilmediğimiz olayları da bir araya toparlamış yazarımız. Ve ortaya tam teşekküllü bir Ebu Cehil portresi çıkmış. Ailesi, kardeşleri, yandaşları hepsi gayet düzenli bir şekilde anlatılmış.

Asıl adı Amr İbn-i Hişam olan Ebu Cehil, Efendimizden 1 yıl önce dünyaya gelmiş. Atalarından tevarüs ettiği Mekke emirliğine ulaşacakken, Efendimizin Peygamberliğini kendi karşısında bir rakip olarak görmüş. Ve kendisinin de ifade ettiği üzere, Efendimizin peygamber olduğunu ve getirdiği ve söylediği her şeyin, her mesajın doğru olduğunu bilmesine rağmen bilinçli bir şekilde karşı durmuş. Ve kendisi karşı çıktığı ve cehenneme yuvarlandığı gibi birçok insanın da, kah tehditle, kah şantajla, kah manipüle ederek kendisi ile birlikte cehenneme gitmesine neden olmuş.

Halbuki Efendimiz onlar teklif etmelerine rağmen dünya adına tüm tekliflerini reddetmişti. Onların dünyasına talip değildi. Efendimizin tek derdi insanların ahirette kurtulmalarını sağlamaktı.

Kitap bir Siyer kitabı değil. Çünkü Ebu Cehilin Uhud’da gebermesinden sonra ki olaylar anlatılmamış. Ama diğer Siyer kitaplarında çok da anlatılmayan olayları aydınlatıyor. Kabaca bildiğimiz ama detaylarına hakim olmadığımız olayların gelişimini de böylece öğreniyoruz.

 

Kürk Mantolu Madonna

kurk-mantolu-madonna

Kürk Mantolu Madonna kitabı klasikleşmiş edebiyat okumalarımdan bir diğeri oldu. İşin doğrusu Ferrarisini Satan Bilge türünde bir içerik olacağını düşünürken, gayet sürükleyici bir aşk romanı çıktı. Kitabın başlarında biraz sıkılmış olsam da çevirmen Raif beyin Almanya macerası başladıktan sonra ki kısımlar son derece sürükleyiciydi. Hatta hanımın “Ramazanda roman okuyacağına Kur’an okusana” eleştirilerine maruz kalacak şekilde kitabı(Kindle’ı) elimden bırakamadım. 😀

Okuduğum her kitap da kendimce bazı eksiklikler bulmayı adet edinmiş biri olarak elbette bu hikayede de itiraz ettiğim noktalar var. Şöyle ki; Raif bey sevdiği kadından gelen haberler kesildiğinde, kafasında kırk ayrı şey kurana kadar atlayıp Almanya’ya gitmeli, işin doğrusu nedir öğrenmeliydi. Hangi salak 10 sene bekler ki. Hikayenin sonunda başına gelen her şeyi fazlası ile hak etmiş olduğuna hükmettim ve acıyacağım yerde oh olsun dedim. Üstelik bir de kızın olduğunu öğreniyorsun ve ömrünün sonuna kadar kızına sahip çıkmıyorsun. Geber Raif geber. 😀

Türk edebiyatının usta yazarlarından Sabahattin Ali’nin yazım dilinin çok sürükleyici olduğunu, tasvirlerinin gayet etkileyici olduğunu da bu kitapla görmüş oldum böylece.

Spoylerin dibine vurduğumuz bir kitap incelemesini de burada kesiyorum.

kürk-mantolu-madonna_766493

Paulo Coelho – Simyacı

Paulo-Coelho-simyacı

Bir süredir edebiyat dünyasında yer edinmiş eserleri okumaya verdim kendimi. Kindle’da okuyacak formatını bulduğum eserleri sırayla okumaya başladım. Bu okumalardan biri de herkesin bildiği ama benim yeni okuduğum Simyacı oldu.

Bir kişisel gelişim kitabı tadında olan Simyacı, okuyanlara; “Ne olursa olsun Kişisel Menkıbeniz peşinde koşun” öğüdünü veriyor. Elbette bir hikaye kitabı olması hasebiyle yer yer akla çok uzak olaylar vardı. Ama bir bilim kurgu kitabı da olmadığına göre, bu tür akla uzak bölümlerin olmaması gerekirdi diye düşünüyorum.

Hikaye çok değişik bir biçimde bitiyor. Ve okuduğunuza pişman olmuyorsunuz.

Ancak çobanlığı bırakıp, gördüğü rüya üzerine hazine peşine düşen delikanlı, bu serüvende yer yer çok para sahibi oluyor. Eninde sonunda hazineyi bulduğunda da zaten eline geçecek şey para olduğuna göre, o kadar çile çekmenin ne gereği vardı diyor insan. Mantık kabul etmiyor.

Ve işin doğrusu hikayenin sonunda ulaşacağı hazinenin maddi bir servet olmasını beklemiyordum. Aklımda çok değişik şeyler kurmuştum, hiç biri çıkmadı. Çünkü işin sonunda eline geçecek olan şey para ise, yolda eline zaten fazla fazla geçmişti. Bu açıdan daha farklı bir son olabilirdi. Bu kadar spoyler verdikten sonra okur musunuz bilmiyorum ama okuyun gene de 😀